Dr. T. Fikret Yücel Hakkında

1928 yılında Köyceğiz’de (Muğla) doğan Fikret YÜCEL,1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektrik Fakültesinden Yüksek Elektrik Mühendisi olarak mezun olmuştur. 1965 yılında PTT Genel Müdürlüğü bünyesinde PTT ARLA kısaltılmış ismi ile tanınan PTT Araştırma Laboratuarını kurmuştur. PTT ARLA’yı yönettiği dönem sırasında Fikret YÜCEL Karadeniz Teknik Üniversitesi, Kayseri Mühendislik Mimarlık Akademisi ve Kocaeli Mühendislik Mimarlık Akademisinde dersler vermiş ve TÜBİTAK tarafından desteklenen Elektronik Haberleşme Cihazları Ünitesi Başkanlığını da yürütmüştür. 1983 yılında PTT ARLA’nın çekirdeğini teşkil ettiği TELETAŞ A.Ş.’ye Genel Müdür olan Fikret YÜCEL bu görevi 1989 yılına kadar sürdürmüş ve 1992-1994 yılları arasında aynı kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığını yapmıştır. Kurucuları arasında bulunduğu Türk Elektronik Sanayicileri Derneğinin ilk Yönetim Kurulu Başkanı olarak 1989-1990 yılları arasında görev yapan Fikret YÜCEL aynı görevi 1995-2004 yılları arasında da sürdürmüştür. Fikret YÜCEL 1991-1993 yıları arasında TÜBİTAK Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunmuştur. 1991 yılında kurulan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın (TTGV) kurulduğu günden 19 Nisan 2012 tarihine kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. Farklı tarih ve şekillerde yayımlanmış kitap,makale ve tebliğ tarzında kırkı aşkın eseri bulunan Fikret YÜCEL 1982 yılında Mustafa Parlar Vakfı tarafından “Elektronik Sanayiine verdiği hizmetler ve üniversite-sanayi ilişkilerine yaptığı katkılar” dolayısiyle Hizmet Ödülü’ne layık bulunmuştur. 1987 yılında İTÜ Senatosu “Türkiyede çağdaş elektronik haberleşme endüstrisinin oluşmasındaki çok olumlu katkıları ve önderliği” gerekçesi ile Fikret YÜCEL’e “Fahri Doktorluk” ünvanını vermiştir. 1994 yılında Elektrik Mühendisleri Odası “Yeni teknolojilerin kazandırılmasına öncülük ederek ülkemiz sanayisinin gelişmesine yaptığı önemli katkılardan dolayı” Fikret YÜCEL’e “Meslekte Ulusal Hizmet Ödülü’nü sunmuştur. 1999 yılında ise TÜBİTAK, Fikret YÜCEL’e “Türkiyede Ar-Ge’ye dayalı çağdaş bir elektronik ve telekomünikasyon sanayisinin kurulması ve telekomünikasyon altyapısının çağdaş bir düzeye yükseltilmesinde ve sanayide teknoloji geliştirmeye yönelik faaliyetlerde önemli rol oynayan kurum ve kuruluşların ülkemize kazandırılmasındaki üstün hizmetleri” nedeniyle Hizmet Ödülü tevcih etmiştir. Bütün ömrünü ona mutlu ve rahat bir ortam yaratmaya hasreden sevgili eşi Ayşe YÜCEL’i 14 Şubat 2005 günü kaybeden Fikret YÜCEL bir çocuk sahibidir.

Dr. T. Fikret Yücel'in Mesajı

MS 1000 yılında bir İspanyol köylüsünün uyuyakalıp 1500 senesinde Cristoph Colomb’un Amerikaya yanaşmakta olan gemisinde tayfaların gürültüsü ile uyandığını hayal edin. Bu köylü, arada geçen beş yüz yıldaki  değişikliklere rağmen, içine uyandığı dünyada hiçbir yabancılık çekmeyecektir. Oysa, Colomb’un gemisindeki tayfalardan biri, gemi karaya yaklaşırken uykuya dalıp günümüzde bir akıllı telefon zil sesi ile uyansa şaşkına dönecek, başka bir dünyada, cennette veya cehennemde olduğunu zannedecektir. Bu girişi Harari’nin Homo Deus kitabından dünyadaki değişim ve değişim hızına dikkatinizi çekmek için aldım.

Birinci sanayi devrimi ile başlayan değişimler, bilim ve teknolojideki gelişmeler, arge ve inovasyon sayesinde devam ediyor. Colomb’un tayfasının maruz kaldığı şaşkınlığa uğramak için artık beşyüz yıl geçmesi gerekmiyor, bir insan ömrü buna yeterli olabiliyor. Doğum tarihleri   1925-1945 arasında olan, benim de mensubu olduğum sessiz kuşak’ın yaşadığı atlı tramvay, tel dolap, sahibinin sesi gramafon, manyetolu Bell telefonu, sesssiz sinema, düz vitesli ve iç lastikli araba, elektron tüplü radyo, katot ışınlı tüplü siyah-beyaz tv, merdaneli çamaşır makineli dünyayı, 2010 yılından sonra doğanların oluşturduğu alfa kuşağı müzelerden ve tarih kitaplarından tanıyacaktır.

Elektrik enerjisinin su ve buharın yerini aldığı ikinci sanayi devriminde  otomasyonun da başladığını söyleyebiliriz. Taylorizm ya da Fordizm’in üretim bandı fikri ve seri üretim yöntemleri bu dönemde uygulanmaya başlamıştır. Charlie Chaplin’in türkçe ismiyle “Asri Zamanlar” sessiz filmi aynı zamana ait olup ekonomik buhranı ve üretim bendlarında robotlaştırılan insanları hicveden bir belgedir. Zamanında bu uygulamalar bir çok köşe yazarı ve sivil toplum kuruluşu tarafından da eleştirilmişti.

O tarihten beri gelişmeler ekonominin  daha az emek yoğun,  daha fazla sermaye yoğun hale gelmesine sebep oluyor. Fabrikalarda robotların kullanılması yeni değil, otomotivden  dayanıklı tüketim malları ve yarı iletken imalatına kadar tüm imalat sektörlerinde vazgeçilmez hale gelmiş. Otomasyon, imalatta olduğu gibi, hizmette, tarımda, hatta sağlıkta da etkili. Bu gelişmeler gelecekte insanların rutin ve tekrarlı işleri yapmayacağı işaretini veriyor. Otomasyondaki bu yaygınlaşma, robot kullanımının artması, başta mavi yakalılar arasında olmak üzere, işsizliği artıracağı hususunda endişeler yaratıyor. Teknolojik gelişmelerin sebep olması muhtemel işsizliğe karşı ilk toplumsal tepki 1811-1816 tarihleri arasında Ned Ludd isimli ingiliz işçinin  zamanın modern makinelerini tahribi ile başlamıştır diyebiliriz. Ludizm ismi verilen bu hareket teknoloji karşıtlarının sembolü olmuştur. Ekonomist Keynes (1883-1946) neredeyse bir asır önce, işgücünden tasarruf etme araçlarını keşfetmiş olmamız, bunun telafisi için yeni kullanımlar bulma hızına ağır basıyor demişse de  bu endişesi günümüze kadar gerçekleşmemiştir. Ancak mekanik ve elektrik teknolojilerin yerini elektronik ve dijital teknolojilerin aldığı üçüncü sanayi devriminden sonra beklenen dördüncü sanayi devrimi, Endüstri 4.0, ve sonrasında, gelişmelerin üstel şekilde olacağı beklentisi bir kırılma noktası teşkil ediyor. Artık teknolojik gelişmelerin sebep olacağı işgücü ihtiyacı azalmasının, yaratacağı yeni olanaklarla doldurulamayacağı, “yaratıcı yıkım” sürecinin devam etmeyeceği, görülüyor.

Bir çok fütürist yazar üstel değişimin ana sebebinin 1970’lerde ortaya atılan “Moore yasası” olduğunda hemfikir. Bilindiği gibi, bu yasaya göre, 18 veya 24 ayda bir, bir birim değere satın alabileceğimiz işlemci hızı ikiye katlanıyor.

Son yıllarda yapay zeka (YZ) alanında elde edilen gelişmelerin ve  büyük veri’nin (BV) iş dünyası, siyaset, tıp, doğa bilimleri ve sosyal bilimlere büyük imkanlar sağlaması bekleniyor. Kaydedilen verilerin seçilip analiz edilmesiyle bazı görevlerin ve işlerin otomasyonunun mümkün olacağı düşünülüyor. Şimdiden perakendeciler müşterilerinin tercihlerini saptayabiliyorlar. BV ve tahmin algoritmaları yardımı ile deneyim ve muhakeme gibi insan vasıflarının yerini, verilerden elde edilen tahminlerin alması bekleniyor.

Robotlar giderek daha yetenekli oluyor ve fiyatları düşüyor. 2035 yılını hikaye eden “Ben Robot” filmindeki baş aktör Will Smith robota sorar: “Robot bir senfoni yazabilir mi? Tuvali bir şahesere dönüştürebilir mi?” Robotun cevabı: “Peki sen yapabilir misin?” Film 2004 yılında çevrilmiş, günümüzde çevrilmiş olsaydı robotun cevabı muhtemelen şöyle olacaktı: “Ben yapabilirim,  ya sen?”

YZ uygulamaları giderek daha yüksek vasıflı mesleklere göz dikiyor. YZ, BV, bilişsel bilgi-işlem gibi büyük ölçekli ilerlemelerin birlikte gelişmesinin, makinelerin kendi kendine öğrenme hızının  insanınkinden daha yüksek olmasına yol açmasından ve insanı değersiz bir yaratığa düşürmesinden endişe ediliyor.

“Doğal Seçilim”, amipten sürüngenlere, oradan memelilere ve sonunda Sapiens’e dönüşmemize yol açan ayarlamalar gerçekleştirmiştir. Binlerce yıl taştan kesici aletler yapmaktan ileri geçemeyen Homo erectus’un bugünün teknolojilerini yaratan Sapiens’e çevrilmesinin beyindeki bir mutasyon sonucunda gerçekleştiği iddia ediliyor. Kuşkusuz, Sapiens’I son aşama olarak kabul etmek mecburiyetinde değiliz. Ama evrimin ilerleyişi teknolojik gelişmelerden çok daha yavaş. Biyomühendisliğin, doğal seçilimin etkisini göstermesini beklemeyeceğini anlatan çok sayıda çalışma ve girişim mevcut. Beyin-bilgisayar arayüzleri üzerinde bir çok üniversitede çalışmalar yapılmakta. Felç ve Parkinson gibi hastalıkların tedavisi için başlayan bu girişimler bugün, beynin zihinsel kapasitesinin artırılması, insan üstü zihinsel kapasiteye ulaşmak amacı ile yapılan çalışmalara dönüşmüş. Elon Musk’ın 2016 yılında kurduğu NeuraLink Şirketi laboratuarlarında beyne dikilen problar, elektrotlar ve beyin-bilgisayar arayüzü vasıtasiyle bilgisayarın beynin kapasitesini artırması üzerinde çalışmalar yapıldığı biliniyor. Diğer yandan, Google’un 2013 yılında kurduğu Calico isimli biyoteknoloji şirketi yaşlanmayı geciktirme/önleme konusunda çalışıyor. Şirket yetkilileri tıbbın bugüne kadarki çalışmaları ile salgınları önleyip bazı hastalıkları tedavi ederek, erken ölümleri azaltmak suretiyle, ortalama ömrü uzattığını, gerçekte insan ömrünü bir dakika bile uzatamadığını söylüyorlar. Çalışmaları ile içinde bulunduğumuz yüzyıl bitmeden insan ömrünü 150 yıla çıkaracakları iddiasındalar.

Siborg mühendisliği organik bedeni, organik olmayan biyonik el ve ayaklar, yapay gözler ve kan dolaşımında seyrederek  sorunlara teşhis koyan ve onaran nanorobotlarla teçhiz ediyor.

İmalat sanayiine büyük imkanlar getiren üç boyutlu yazıcılar şimdi de “insan organı basımı” konusunda hizmet veriyor. Kök hücre barındıran özel bir malzeme kullanılarak deneysel karaciğer, kemik ve deri dokusu üretildi bile.

Kuşkusuz hayatımızın her alanında makinelere bağımlı kalacağız. Giydirilmiş teknoloji alanında kullanılan cihazlar, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik, hologramlar, implantlar, sentetik biyoloji yoluyla geliştirilen uzuvlar şimdiden var.

Bilimde iyi kötü olsa da var olan ahlak, teknolojide yok.   Görülüyor ki, gelişen bilim ve teknoloji büyük imkanlar sunarken çözülmesi gereken bir sürü problemi de birlikte getiriyor. İnsanlık, farkında olarak veya olmadan, bir taraftan doğaya ihanet edip sebep olduğu iklim değişikliği, diğer yandan teknolojide kontrolsuz büyük gelişmeler sayesinde kendisini zora sokuyor. Yaratacağı büyük sosyal problemlere çare bilinmezken ortalama ömrü 150 yıla çıkarmak için büyük yatırımlar yapılıyor.

Bazı düşünürler iyimserliklerini koruyorlar ve “makineler insanın yaptığı bir çok şeyi üstlense de hiç bir zaman dünyanın, doğanın bir parçası olamayacaklar” diyorlar. Bu bağlamda Almanlar, doğada var olup onun bir parçası olmaya dasein, “oradaki varlık”, ismini vermişler. Bu bir kendini avutma mıdır? Zaman gösterecek.

Bütün bu gelişme, endişe ve umutlar içinde hayat devam ediyor. Bu itibarla biz 15-20 yıl içinde tamamlanması beklenen 4. Snayi Devrimine (Endüstri 4.0)  katılmayı ihmal etmemeliyiz. Burada yer ve rol alacaklar z kuşağı ve alfa kuşağındaki çocuklarımızdır. Bu itibarla onları 4. Sanayi devriminin ihtiyaçlarına göre hazırlayacak Eğitim 4.0’ın dikkat ve itina ile uygulanması çok önemlidir. Eğitim 4.0, bu çocukların şimdiden bilinmeyen, gelecekte ortaya çıkacak mesleklere  kolayca intibak edebilecek şekilde yetişmelerini sağlayacaktır. Her şeyin ortalama öğrenci seviyesine göre ayarlandığı sistemi terkederek kişileştirilmiş, yüzyüze eğitim metodu ile kendi kendine öğrenme metodunun bir arada uygulandığı harmanlanmış, teknoloji kullanmayı ve iş hayatında gerekli becerilerin kazandırılmasını amaçlayan proje bazlı eğitim bu sistemin temel özellikleridir . Bir yazar Eğitim 4.0’ın önemini şöyle belirtiyor: Eğitim 4.0 olmazsa, Endüstri 4.0 falan olmaz.

Bazı test ve ölçümler, uygulanmakta olan eğitim sistemizin hiç de tatmin edici olmayan sonuçlar verdiğini gösteriyor.

OECD’nin PISA testleri sonuçları çok konuşuldu.

Avrupa Komisyonu 2012 yılında “Bilgisayar ve Informasyon Okuryazarlığı Anketi” yapmış ve sonuçlarını 2014’de neşretmiş. Amaç, öğrencilerin dijitalleşme sürecine ne kadar yakın olduklarını ve ülkelerin eğitim sistemlerinin bilgisayar okuryazarlığına ve buradan çözüm üretmeye ne kadar önem verdiklerini tesbit edebilmek. Bu ankette bir çok bileşenin değerlendirilmesi sonucunda elde edilen  puanlar arasında  Türkiyenin puanı, açık ara,  çok sayıda ülkenin gerisinde kalmakta.

Nihayet, bizzat Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi (ABİDE) projesi kapsamında yapılan araştırma, sekizinci sınıf öğrencilerinden her dört kişiden birinin, dört işlem yapmada başarısız olduğunu gösteriyor.

z ve alfa kuşağındaki çocuklarımızı geleceğin ihtiyaçlarına uygun şekilde yetiştirmek üzere bir hareket başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Toplumumuzda MEB’na okul binası  bağışlayan çok sayıda hayırsever var. Bu davranışı okullarımızda maker, robot ve teknoloji (tasarım ve gerçekleştirme) atölyeleri tesis etmeye de yönlendirerek genişletmek çok faydalı olacaktır. Bunun paralelinde, bu eğitimi çocuklara verecek öğretmen açığının, nicelik ve nitelik yönünden, kapatılması fevkalade önemlidir. Bu hareketin  MEB tarafından planlanıp programlanması gerekiyor. Vakfımızın bu konu ile ilgilenerek, başlatılacak harekette  önemli bir rol almasının faydalı bir hizmet olacağını düşünüyorum. Zaten “Geleceği İnşa Et Programı” ile bu konuya bulaşmış durumda.

Değerli Dinleyenlerim, bitirirken, adıma bu ödülü verme inceliğini gösteren TTGV’ye içten teşekkür ederiyor, katılımcıları, ödül kazananları kutluyor, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.